Revive Our Hearts Dijital ses dosyası

— Audio Player —

Part 1 Part 2 Part 3

Rol Yapmak Yok

Giriş: Leslie: Neden biri acı verecek derecede dürüst olma riskine girer ki? Açık konuşup doğruyu söylemek gerçekten değer mi?

Nancy şimdi bize dürüstlüğün ödüllerini açıklayacak. Bu kişisel uyanışı tecrübe etmenin önemli bir parçası. Nancy’i dinliyoruz:

Hatırlar mısınız eski zamanlarda mektupların altını “Samimiyetle” veya “Bütün samimiyetimle” diye imzalardık? Samimiyet kelimesi uyanış süreci için mühim bir sözcük ve Yeni Antlaşma’daki birkaç önemli metinde geçtiğini görüyoruz.

Bunlardan bir tanesinde İsa’nın öğrencilerinden Pavlus “Bu buyruğun amacı sevgidir.” diyor. Bize verilen buyruğun amacı, sizlere öğretmeye çalışmamızın amacı sevgidir.

Tanrı’yı, birbirinizi ve başkalarını sevmenizi istiyoruz ve bu sevgi saf bir yürekten, iyi bir vicdandan, samimi bir imandan taşarak gelir.

Şimdi, bu üç unsur- saf bir yürek, iyi bir vicdan ve samimi bir iman- “O’nu Aramak” serisinin ilk birkaç haftası boyunca hakkında epey konuşacağımız unsurlardır. Çünkü hem Tanrı için hem de birbirimiz için sevgiyi tecrübe etmek konusunda bu üç unsura ihtiyacımız var.

Yani hedefimiz sevgi, ve sevgi saf bir yürekten, temiz bir vicdandan ve içten bir imandan taşarak gelir.

Pavlus Filipililer’e Mektup 1. bölüm 9-10 ayetlerinde şöyle diyor, “Duam şu ki, sevginiz, bilgi ve her türlü sezgiyle durmadan artsın. Öyle ki, üstün değerleri ayırt edebilesiniz ve böylece Tanrı’nın yüceltilip övülmesi için İsa Mesih aracılığıyla gelen doğruluk meyvesiye dolarak Mesih’in gününde saf ve kusursuz olasınız.

Samimiyet kelimesi iki tane Latince kelimeden geliyor.----sine cerus---- reçinesiz demek. Tabii bazı eleştirmenler bu kelimenin nasıl kullanılmaya başladığı ve Yeni Anlatşma’da ne anlama geldiği üzerinde tartışıyorlar.

Bazıları kelimenin çok eskilerde özellikle Korint şehrinde çömlekçilikle uğraşan insanların kullandığı bir imge ilgili olduğunu düşünüyorlar.

Çömleğe ilk olarak şekil verilirdi, sonra sertleşmesi için bir fırına konulurdu, sonrasında da zamanın saygı değer çömlekçileri yaptıkları çömleği alıp, sertleşme süreci boyunca üzerinde çatlakların oluşup oluşmadığını kontrol ederlerdi.

Eğer üzerinde çatlaklar varsa, o çömleği çöpe atıp tekrar baştan başlarlardı, bu yüzden üzerinde çatlak olmayan çömlek çok değerliydi.

Bazı çömlekçiler vardı ki az da olsa daha kolay para kazanabilmek için birkaç hile yaparlardı. Sonunda diğer çömlekçilerden daha az saygı görseler de pürüzleri olan bir parça çömleği alıp çatlaklarına reçine sürerlerdi.

Bu çömlekçilerden bazıları reçine sürülmüş çömleği sanki birinci kaliteymiş gibi satarlardı. Ve çıplak gözle bakıldığında, eğer dikkatli değilseniz, aradaki farkı anlamazdınız.

Çömleklerini reçine olmayan samimi çömlekçilerden daha ucuza satıyorlardı: sine cerus. Saygı değer çömlekçiler dükkanlarının girişine üstünde “Sine cerus.” yazan tabelalar asmaya başladılar. Bunun anlamı, “Bu dükkanda üzerinde reçine olmayan çömlekler satılır. Saf ve temiz. Tamamen sağlam. İçinde kusur yok.

Şimdi, Yeni Antlaşma Grekçesinde “samimiyet” anlamına çevrilebilen birkaç farklı kelime kullanılıyor. Bunlardan bir tanesi, “berraklık” anlamına geliyor. Saflık. İçtenlik. “Karıştırılmamış” veya “dalaveresiz” demek.

Grekçede bunlara benzer yine samimiyet olarak çevirdiğimiz bir başka kelime daha var ve tam olarak “gün ışığı tarafından yargılanan” anlamına geliyor. Tam anlamıyla “test edilip hakikiliği kanıtlanmıştır” demek. Bir sözlüğe göre, “Gün ışığının keskin parlaklığı altında test edilmesine rağmen zerre kadar kusuru olmayan.” anlamına geliyor.

“Yani güneş bu çömleğin üzerini aydınlattığında üstünde reçine ile kapatılmış bir çatlak görmeyeceksiniz. Güneşe doğru tuttuğunuzda bile hala bir bütün halde, temiz ve saf olduğu görülecektir.

Bazı şeylerin güneşle test edildiğini düşününce aklıma pencerelerim geliyor. Öğleden sonra saat dörde kadar çok temiz olduğunu düşünebilirsiniz ama o öğleden sonra güneşi bize başka türlü görmeyeceğimiz şeyleri gösterebiliyor. Günışığı tarafından test edilmiş oluyor.

Samimi kelimesi güneşin altındaki saflık testini geçmiş anlamına geliyor. O gerçek, o saf. İsa dünyanın ışığıdır. O ışığıyla bizim yüreğimizi aydınlatıyor. Tanrı ışıktır. O’nun içinde karanlık yoktur.

O’nun önüne geldiğimizde, ışığı bizi aydınlatır ve soru şu: Işık ne gösteriyor? Biz samimi miyiz? Reçinesiz, hilesiz, örtüsüz müyüz?

Yoksa hayatımızdaki problemli parçaları, kusurları başka kimse görmesin diye yama yapıp sakladık mı?

İşte orada biraz reçine var. Biraz üstünü örtmek var. Biraz rol yapmak. O saf bir çömlek değil. Üstünde biraz reçine var. Işığını yüreğimize getirdiğinde Tanrı’nın “Bu hakiki biri” demesini istiyoruz.

Şimdi, içtenlik kelimesinin zıttı ikiyüzlü veya ikiyüzlülüktür. İngilizcede hypocrisy (okunuş: hipokrasi) Türkçede “ikiyüzlülük” olan kelimenin Yunanca kökeni “aktör” anlamına geliyor.

Rol yapmak anlamına geliyor. Yunan oyunlarındaki sahne oyuncuları bir karakteri canlandırmak için maskeler takarlardı. Yüzlerine bir maske takarlardı ve kim olduklarını bilemezdiniz. Olmadıkları bir insan rolüne bürünürlerdi.

Onlar aslında sahteydiler, ve ikiyüzlü kelimesi “kendini olmadığı bir şey ya da olduğundan daha iyi bir şeymiş gibi gösteren kişi” demek. Hatırlıyor musunuz, İsa’nın Yeni Antlaşma’da yaptığı en ağır eleştiriler herkesin günahkar olduğunu bildiği insanlara, zina yapan kadınlara, halkın vergi toplayıcısına, hilebaza, hırsıza yönelik değildi. Onlar günahkar olduklarını biliyorlardı.

İsa’nın en ağır eleştirileri maske takan insanlara karşıydı, ikiyüzlülere, rol yapanlara karşı. Ferisiler sözcüğü de artık bizim için bu anlama geliyor değil mi? İkiyüzlü: rol yapan insan.

Onlar genelde kendilerini olduklarından daha dindarmış gibi göstermeye çalışan insanlardı. Yüreklerindeki yozlaşmayı örtmek için maske takanlar.

Çıkış: Leslie:Tanrı, rol oynamayı sürdürmekte zorlanan herkese özgürlük sunar. Nancy gelecek programda kişisel uyanış için çok önemli olan dürüstlük konusu üzerinde konuşmak için tekrar bizimle olacak.

Giriş: Leslie: Neden biri acı verecek derecede dürüst olma riskine girer ki? Açık konuşup doğruyu söylemek gerçekten değer mi?

Nancy şimdi bize dürüstlüğün ödüllerini açıklayacak. Bu kişisel uyanışı tecrübe etmenin önemli bir parçası. Nancy’i dinliyoruz:

Son 25 senedir kişisel ve hizmet uyanışını, Tanrı’yı arama mesajını Birleşik Devletlerdeki yerel kiliselere aktaran bir uyanış misyonunun parçası olma onurunu yaşıyorum.

Seneledir bu misyonun bir parçasıyım ve yerel kiliselerdeki uyanış toplantılarının bir parçası olup farklı insanlar maskelerini çıkartıp, dürüst olmaya başladığında Tanrı’nın onların hayatlarında yaptığı değişiklikleri duyma şansı yakaladım.

Şimdi bu misyonun içinden yakın zamanda gelen iki tane tanıklık okuyacağım. Bu tanıklıkları paylaşmak için tanıklık veren kadınlardan izin aldık.

İkisi de kilise üyeleri, kilise liderleriydi. Kendi cemaatlerinin karşısında itiraf ettikleri şeyi okudukça onların üzerinde bıraktıkları izlenimin samimi olmadığını anladım.

İlk kadının tanıklığı: “Tanrım, yanlışlarım olduğunu biliyorum ama tam olarak ne olduklarını bilemiyorum.” Bunu söyleyerek girdim bu mücadeleye. Yanlışlarımı görmek için fazla gururluydum.

Birçok hatam var ama beni en çok etkileyen bu: Hangi ayetler olduğunu hatırlayamıyorum şu an ama sürekli söyleyip durduğunuz bir tane vardı: “Vay halinize, ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler!”

Bu kilisenin çocuk hizmetinin yöneticilerinden biriyim. En son ne zaman bir ayet ezberlediğimi hatırlayamıyorum bile. Haftalarca çocuklarınız bize Tanrı hakkında öğrenmeye geldiler. Hepinizden çok özür dilerim.

Olmam gereken önder olamadım. Karşınızda duruyorum ve sizden beni bağışlamanızı istiyorum.

İkinci kadın: Ben yalan söyledim. Çok amansız ve sinirli bir insan oldum. Bu otoparka giriyorum ve nefret ediyorum bunu yapmaktan. Tanrı’ya karşı o kadar öfkeliydim ki sizlere de kızmaya başladım.

Aileme, babama, Tanrı’nın beni yaratmasına ve bana verdiklerine karşı çok öfkeliydim. Böyle öfkeli olduğum için kocamı da çok kötü etkiledim ve sizi olmadığım biriymiş gibi davranarak kandırdığım için beni affetmenizi istiyorum.

Tanrı’nın yüreğime tekrar gelmesi için ve hem O’nunla hem de sizinle birlik içerisinde yürüyebilmek için dualarınıza ihtiyacım var. Sizi kandırdığım için kendimden o kadar çok utanıyorum ki. Bu benim için gerçekten çok utanç verici. Ben çok iyi rol yapıyorum ama şimdi etrafımdaki yalan duvarlarını kırdım ve şimdi gerçek beni tanıyorsunuz.

Sizi gerçekten sevdiğimi, Tanrı’yı gerçekten sevdiğimi ve değişmeye hazır olduğumu bilmenizi istiyorum.

Maske takıp onu yüzünüzde tutmak çok zor bir şey. Rol yapmak çok zor. Bunları yapan, bitap düşecektir.

Tanrı’nın varlığının ışığı hayatınızı incelediğinde ve yaşamınız ışıkta gözüktüğünde Tanrı hayatınızın samimi olduğunu, ikiyüzlülükten yoksun, üstü reçineyle örtülmemiş, gerçek, temiz ve saf olduğunu söyler miydi?

Eğer cevabınız hayır ise, ışığa yürüyün. Tanrı’ya karşı dürüst olun. “Ben ikiyüzlüyüm. Rol yapıyordum ama gerçeğe dönmek istiyorum. Dürüst olmak istiyorum. Gerçekten olduğum kişi olmak istiyorum ve senin beni olmamı istediğin kişiye dönüştürmeni istiyorum.”

Tanrım, rol yapmayı bırakmamız için yüreğimize, evlerimize, kiliselerimize bir dürüstlük uyanışı yaşatman için dua ediyorum. Ya RAB ikiyüzlülüğümüz için, aslında birçok yanlış varken her şey iyiymiş gibi davrandığımız için, öfkemizi, kusurlarımızı, ahlaksızlıklarımızı, tutkularımızı, aç gözlülüğümüzü sakladığımız için bizi affet.

Ya RAB, senin önünde gerçek, samimi ve dürüst olmamız için bize yardım et. Işığa getirdiklerimizi sen İsa’nın kanıyla yıka, temizle ve bizi yenile. Bunu bizim yüreğimiz için yapar mısın lütfen RAB’bim? İsa’nın adıyla dua ediyorum, amin.

Çıkış: Leslie: Tanrı, rol oynamayı sürdürmekte zorlanan herkese özgürlük sunar. Nancy gelecek programda kişisel uyanış için çok önemli olan dürüstlük konusu üzerinde konuşmak için tekrar bizimle olacak.

Giriş: Leslie: Neden biri acı verecek derecede dürüst olma riskine girer ki? Açık konuşup doğruyu söylemek gerçekten değer mi?

Nancy şimdi bize dürüstlüğün ödüllerini açıklayacak. Bu kişisel uyanışı tecrübe etmenin önemli bir parçası. Nancy’i dinliyoruz:

Eğer 11 Eylül 2001’den sonra uçakla seyahat ettiyseniz güvenliğin çok arttığını bilirsiniz, sürekli gördüğümüz metal dedektörleri de bunun bir örneği. Sanki gittiğimiz her yerde yepyeni bir güvenlik önleminden geçiyormuşuz gibi.

Üzerinizde bir şeyler arıyorlar. “Ayakkabılarınızı, ceketinizi çıkarın, ceplerinizi boşaltın. Gelişmiş ekipmanlarımız var, bavulunuz incelenecektir.” diyorlar. İçeride ne olduğunu bilmek istiyorlar, saklamak isteyebileceğiniz şeyleri, neyin üstünü örtüp hakkında numara yaptığınızı bilmek istiyorlar.

Ben de bugün hepimizi Tanrı’nın x-ışınından geçmeye davet ediyorum, onun ekipmanları havalimanında bulabileceğiniz her şeyden daha gelişmiştir. Tanrı’nın yüreğimizi gözlemesine izin verelim. Dürüstlükten bahsediyoruz, sadece gerçeği söylemekten değil, gerçeği yaşamaktan bahsediyoruz. Özümüzde gerçeği konuşmaktan.

İbraniler 4. bölüm 12. ayet bize Tanrı’nın sözünün diri olduğunu söylüyüyor, diri ve etkilidir, iki ağızlı kılıçtan daha keskindir. Canla ruhu, ilikle eklemleri birbirinden ayıracak kadar derinlere işler; yüreğin düşüncelerini, amaçlarını yargılar.

Can ve ruh birbirinden nasıl ayrılır? Can ve ruh arasındaki sınırı görebileceğinizi düşünüyor musunuz? İşte, Tanrı’nın sözü yüreğimizdeki bu ince noktalara nüfuz ediyor.

İlikle eklemi birbirinden ayırır. Yürekten geçen düşüncelerle niyetleri birinden ayırır. Tanrı’nın sözü benim aslında ne düşündüğümü, güdülerimi, gerçekten kim olduğumu açığa çıkarır. 13. ayette, “Tanrı’nın görmediği hiçbir yaratık yoktur. Kendisine hesap vereceğimiz Tanrı’nın gözü önünde her şey çıplak ve açıktır.” diye devam ediyor.

Bugün ve gelecek programlarda Tanrı’nın önünde dürüst yaşamak hakkında konuşmamızı istiyorum. Bugün ve yarın ilk olarak başkalarının önünde dürüst yaşamaktan bahsedeceğiz. Bir yazarın söylediği gibi, “Tanrı ile ilişkimizin çatısız, başkalarıyla ilişkimizin duvarsız olması gerekir. İşte bu Tanrı’nın canlandırabileceği dürüst, şeffaf ve mütevazı bir yürektir.

İlk olarak, çatının kalkması. Tanrı’nın önünde dürüst olmak. Tanrı’nın önünde ne hakkında dürüst olmamız gerekiyor? Tanrı’ya karşı özellikle gerçekten olduğumuz kişi ve ruhsal durumumuz hakkında dürüst olmalıyız.

“Eski Antlaşma’daki Yakup’ü hatırlarsınız. Yakup ismi “hilekar” anlamına gelir. O bir entrikacıydı, rahimden aldatıcı biri olarak çıkmıştı. Dolap çevirerek, entrika çevirerek doğmuştu.

Hatırlıyorsunuzdur ki doğuştan kazandığı hak konusunda abisini kandırmıştı. Sonrasında da babasını kandırdı. Yaratılış 27. bölümde bu olanları okuduk. Yakup, babası İshak’ın ilk oğlu Esav için yapacağı kutsamayı, sonradan doğan küçük kardeş olarak çaldı.

İshak yaşlı ve kördü. Gözleri görmüyordu ve Yakup tamamen hazırlıklıydı. Olmadığı büyük kardeş rolünü nasıl oynayacağını biliyordu.

Yaratılış 27:18 ve 19. ayetlerde şöyle diyor, “Yakup babasının yanına varıp ‘Baba’ diye seslendi. Babası, ‘Evet, kimsin sen?’ dedi. Bu önemli bir soru. “Yakup, ‘Ben ilk oğlun Esav’ım.’ diye karşılık verdi.”

Hayatı boyunca yaptığı şeyleri yaptı yine, aldatmak, yalan söylemek, olmadığı biriymiş gibi davranmak. “Ben Esav’ım.”

Kimsin sen? Ben Esav’ım. “Söylediğini yaptım. Lütfen kalk, otur da getirdiğim av etini ye. Öyle ki, beni kutsayabilesin.” Yakup’un bir planı vardı; istediğini almanın peşindeydi ve planını gerçekleştirebilmek için rol yapması gerekiyordu.

Şimdi seneler sonrasına ileri sararsak, Yaratılış 32. bölüm 24-30 ayetleri arasında, Yakup’un Tanrı’nın meleği ile güreştiği olaya geliyoruz. Hatırlıyorsunuzdur, gecenin körüydü ve melek Yakup’a “Adın ne?” diye sordu. Babasının ona seneler önce sorduğu sorunun aynısı. Bu sefer cevap, “Yakup.” idi.

Bence hayatında ilk kez Yakup o an ışığa geldi. Çünkü kim olduğunu kabul ederek “Benim adım Yakup, hilekarım. Bütün hayatını entrikalarla, dolap çevirerek, kandırarak yaşayan benim. Gerçekten olduğum kişi bu.” demiş oldu.

Görüyorsunuz işte, Yakup Tanrı’ya daha fazla yalan söyleyemeyeceğini biliyordu. Işığa gelmesi gerekiyordu. Tanrı’nın bu meleği, ve bence Mesih’in dünyaya gelmeden önce ortaya çıkan hali, Yakup’la gerçekle yüzleşmesi için güreşiyordu.

Yakup, -mış gibi davranarak yaptığı savaşı kaybettiğini biliyordu. Rol yapmaya devam edemezdi, bu yüzden nihayet “Benim adım Yakup. Gerçekten olduğum kişi bu.” dedi. Hayatında ilk kez dürüst oldu.

Zamanında bir vaaz sırasında ayağa kalkan bir adam aklıma geldi. Bu bir iş adamı, ayağa kalktı ve “Ben bir hırsızım.” dedi.

İnsanlar ona şaşırmış bir şekilde bakarak, ‘Bu adam kilisenin ortasında ayağa kalkıp “Ben bir hırsızım” mı dedi? Burası böyle şeyler itiraf edilecek bir mekan değil!’ gibi düşünceler geçirdiler içlerinden eminim. Ama evet, burası tam da eğer gerçekse, gerçek olanı itiraf etmenin yeri.

Bu adam muhasebecilik yapıyordu ve kendi annesinin emeklilik hesabından para çaldığını itiraf etti. Annesinin muhasebe işleriyle ilgilendiğini söyleyerek bütün cemaatin ortasında ışığa adım atıp “Ben bir hırsızım. Gerçekten olduğum kişi bu.” dedi.

Bu program serisine hazırlanırken bilgisayarımda bir takım dosyaları bulmaya çalışıyordum. Seneler önce yazdığım günlüklerle karşılaştım ve unuttuğum bazı şeyleri hatırladım. Tanrı o zaman beni alıp, hayatımda şu an ışıkla ve dürüstçe yaşadığım noktaya getirdi.

Size Tanrı’nın önünde dürüst olmayı öğrenirken günlüğüme yazdığım birkaç paragrafı okuyayım.

About the Speaker

Nancy DeMoss Wolgemuth

Nancy DeMoss Wolgemuth

Nancy DeMoss Wolgemuth has touched the lives of millions of women through Revive Our Hearts and the True Woman movement, calling them to heart revival and biblical womanhood. Her love …

Read More