Revive Our Hearts Dijital ses dosyası

— Audio Player —

Part 1 Part 2 Part 3

Büyük Trajedi

20.Bir Büyük Trajedi 1

Henry Blackaby: Kimi zaman Tanrı bana, “Henry, günahını kendi bakış açından değerlendirmeyi bırak. Yoksa kendini haklı çıkaracaksın. Durumu normalmiş gibi görmeye başlayacaksın. Eğer günahına kendi perspektifinden bakarsan durum gözüne o kadar da kötü görünmeyecektir. Henry, ben senin günahını Benim baktığım gibi görmeni istiyorum”.

Nancy Leigh DeMoss: Programımızın bu bölümünün bazı dinleyicilerimize çok ağır gelebileceğinden endişe ediyorum. Belki de içinizden, “Ne zaman yüreğimizi ferahlatan bir şeyler dinleyeceğiz? Tüm bu alçakgönüllülük, kırılmışlık, dürüstlük ve tövbe konularından daha hafif bir şey yok mu acaba konuşacak?” diyorsunuz. Elbette Tanrı’nın olağanüstü, inanılmaz lütfundan da bahsedeceğiz ama biliyorsunuz ki olaya kendi günahkarlığımızı ve yetersizliğimizi temel alarak baktığımızda Tanrı’nın lütfu gözümüze bir bütün olarak çok daha zengin ve değerli görünecektir. Günahlarını hiç olduğu gibi görmemiş ve günahından hiç gerçek anlamda tövbe etmemiş bir yürek, Tanrı’nın lütfunu tam anlamıyla deneyimleyip tadını çıkaramayacaktır. Bugün sizlerle arkadaşım Dr. Henry Blackaby’nin 1995 yılında verdiği vaazın ikinci bölümünü paylaşacağız. Henry Blackaby, Tanrı’nın Ruhu’nun yüreklerinin derininde yaptığı işleri deneyimlemekte olan yaklaşık 4.000 kişilik bir Hristiyan hizmet topluluğuna konuşuyordu. Öncesinde saatler süren bir günahları itiraf etme seansı yaşanmıştı ve Dr. Blackaby bu insanları, günahlarını Tanrı’nın gözüyle görmeye teşvik etmişti. Şimdi Dr. Blackaby’e kulak verelim;

Dr. Blackaby: Lütfen Kutsal Kitaplarınızda 2. Samuel 12. Bölümü 7. Ayeti açın. “Bunun üzerine Natan Davut’a, “O adam sensin!” dedi, “İsrail’in Tanrısı RAB diyor ki,... “ Buradan itibaren Tanrı konuşmaya başlıyor. Önce size elimden geldiğince yorumlamaya çalıştığım kendi çevirimi okumama izin verin, daha sonra ayetin kendisini de okuyacağım;

Tanrı dedi ki, “Davut, sen o günahı Benim lütfumun tam ortasında işledin. Davut, eğer benim ne yaptığımı anlamamış olsaydın muhtemelen günahın da başka türlü olacaktı. Ama, Davut, sen Benim lütfumu temel alarak o günahı işledin. Bak Davut, sana günahının bağlamını anlatayım. Ben seni İsrail’in kralı olarak meshettim. Davut, sen bir çobandın oğlum. Ben seni kral yaptım ama sen Benim lütfuma rağmen günah işledin”. Sonrasında, 8. Ayette diyor ki, “Seni Saul’un elinden kurtardım. Sana efendinin evini verdim, karılarını da himayene verdim. Ayrıca sana İsrail ve Yahuda’yı da yurt olarak verdim. Bu da az gelseydi sana daha neler neler verirdim”. “Davut, sen Benim iyilik ve lütuf temellerine karşı günah işledin. Bu, senin günahını daha acıklı bir hale getiriyor. Davut, sana başkalarına vermediğim şeyleri verdim ve buna rağmen günah işledin. Başkalarına söylemediğim şeyleri sana söyledim. Senin için her zaman daha fazlasını yaptım”. İşte bu nedenle hayatımızda şahane ve muhteşem işler yapan, bizi bir hiçken kendine çekip kurtaran, bize güvenen, bize bu hizmet kurumunda bir yer ve sorumluluk veren, bizi Kendi insanları yapan Tanrı için önderlerin günahları, O’nun lütuf süreçlerinden hayatları boyunca hiç geçmemiş olan kişilerin günahlarıyla kıyaslandığında, çok daha vahim bir görüntü sergiler. Aslına bakarsanız eğer henüz onunla tanışmadıysanız sizi bir anda şaşırtabilir. Tanrı diyor ki, “Davut, Benim sevgime rağmen günah işlediğine göre, demek ki Benim yasalarımı ve Benim sözlerimi hiçe sayıyorsun, dolayısıyla Beni hiçe sayıyorsun”. “Ah, Tanrım, hayır!” diyor Davut, “Ben seni hiçe saymadım. Sadece günaha düştüm”. Tanrı da diyor ki, “Günaha düşmedin. Günahı seçtin. Günaha düşmek diye bir şey yoktur. Günah, bir seçimdir ve sen Davut, sana verdiğim tüm bilgilere rağmen günah işlemeyi seçtin”. İşte bu durum, benim günahlarımı farklı bir kategoriye sokar. Bu bir tür ayak kayması değil. Bu, kişisel bir sapma değil. Bu, benim Tanrı’nın sözünü ve iyiliğini hiçe sayarak meydana getirdiğim bir kusur. Tanrı diyor ki, “Davut, günah işlediğinde Beni hiçe saydın”.

Bu durumda Tanrı benim açımdan neye dönüştü? Tanrı benim kolayca baş edemediğim bir ifadeye dönüştü. Kimi geceler Tanrı bana , “Henry, günahını kendi bakış açından değerlendirmeyi bırak. Yoksa kendini haklı çıkaracaksın.

Durumu normalmiş gibi görmeye başlayacaksın. Eğer günahına kendi perspektifinden bakarsan durum gözüne o kadar da kötü görünmeyecektir. Henry, ben senin günahını Benim açımdan görmeni istiyorum” dediğinde yasa boğuluyorum. Şimdi okuyacağım şeyi benimle birlikte okumanızı istiyorum. Tanrı’nın Davut’a söyledikleri kadar yüreğimde acı duymama neden olan bir başka şey olmamıştı. Lütfen şunu dinleyin; 12 ve 13 ayetlerde Tanrı, “Evet” diyor, “Sen o işi gizlice yaptın, ama ben bunu bütün İsrail halkının gözü önünde güpegündüz yapacağım!”. Bunun üzerine Davut Nathan’a “Rabb’e karşı günah işledim” diyor. Nathan da ona, “RAB günahını bağışladı, ölmeyeceksin” diyor. Ancak size şu kadarını söyleyebilirim ki Tanrı’ya yönelten bu büyük hareketin içinde yer alan sizler günah işlediğinizde bunun sonuçlarına katlanabilmeniz için dua edeceğim. Tanrı’nın size nasıl lütuf ve güç verebileceğini anlamak için de Tanrı insanlarının yardımına ihtiyacınız olacak. O zaman Tanrı ve O’nun sayesinde gerçekleşen zafer, dışardan izleyenler için çok daha şaşırtıcı olacaktır.

Çıkış: Leslie: Yüreklerin Uyanışı programında Nancy’nin arkadaşlarından Henry Blackaby’i dinlediniz. Bu program dizisi tövbeyle ilgili. Yarın Henry Blackaby bu başlık üzerine görüşlerini paylaşmaya devam edecek. Bizi dinlemeyi unutmayın.

21.Bir Büyük Trajedi 2

Giriş: Erkek sesi Henry Blackaby: Kimi geceler Tanrı bana , “Henry, günahını kendi bakış açından değerlendirmeyi bırak. Yoksa kendini haklı çıkaracaksın. Durumu normalmiş gibi görmeye başlayacaksın. Eğer günahına kendi perspektifinden bakarsan durum gözüne o kadar da kötü görünmeyecektir. Henry, ben senin günahını Benim açımdan görmeni istiyorum” dediğinde yasa boğuluyorum.

Leslie: Dr. Henry Blackaby 2. Samuel 12. Bölümle ilgili konuşuyordu. Bugünkü konuşmasına 12. Bölüm 14. Ayetten devam edecek. Bu çok, çok acıklı ifadeyi Tanrı’nın yüreğinden dinleyelim.

Blackaby: Tanrı, “Ölmeyeceksiniz” diyor. 14 . ayet ise “Ama sen bunu yapmakla, RAB’bin düşmanlarının O’nu küçümsemesine neden oldun. Bu yüzden doğan çocuğun kesinlikle ölecek” diye devam ediyor. “Tanrım” dedim, “Eğer ben senin halkının önderlerinden biri olarak günah işlersem, Rabbimin düşmanlarına O’na küfretmeleri için harika bir fırsat vermiş olurum. Tanrım, bunun olmasını istemiyorum”. Tanrı da dedi ki, “O zaman günah işlemekten vazgeç”. Biliyorsunuz ki benim günah işlemem için her şeyi yapabilecek olan Tanrı düşmanları var çünkü bu kişiler benim Tanrıma küfretmek için fırsat kolluyorlar. “Tanrım, seni tüm yüreğimle seviyorum” demek başka, “Tanrım, beni günahlarımdan uzak tut ki Kutsal Adına küfretmek isteyen düşmanlarına aradıkları fırsatı vermeyeyim” demek başkadır. Gördüğünüz gibi Davut olayın tek bir boyutunu görmüştü.

Tanrı ona dedi ki, “Ne yaptığının farkında mısın Davut? Düşmanlarım adıma küfretmek için hazır bekliyorlardı ve sen onlara bunu yapma fırsatı verdin. Bu yüzden Davut, o küçük çocuk yaşamayacak”. Rabbi’nin yüreğine kalpten bağlı bir kişi olarak tanımlanan Davut’un gönlünde Tanrısı, lütufkar bir Tanrı’ydı. Davut, Tanrı’nın “Çocuk yaşamayacak” diyen sesini duymuştu. Bunun üzerine sıra dışı bir şey yaptı. Derhal kral giysilerini çıkardı, üzerine çul giyindi ve başına kül döktü. Üstünü başını yırttı ve ağladı. Günlerce oruç tuttu ve çocuk halen hayatta olduğu için şükretti. Bunu gören çevresindeki kişiler, “Davut” dediler, “Çocuk hayattayken alışılmamış bir tövbe ve kırılmışlık örneği sergiledin. Şimdi çocuk öldü. Biz senin bu durumda daha büyük bir yas tutmanı beklerdik ama senin o halinden eser kalmadı. Neden böyle yaptın?” dediler. Davut, “Size nedenini söyleyeyim” dedi. “Çünkü biliyorum ki benim Tanrım merhamet doludur ve düşündüm ki her ne kadar yargının ne olduğunu bilsem de belki dedim, belki benim merhametli Tanrım feryadımı duyup çocuğun hayatını bağışlar. Oysa şimdi çocuk öldü. Benim de ayağa kalkıp Rabbim’e hizmet etmem gerek. Şimdi anlıyorum ki Tanrı “Davut” demişti, “Bu konuyu bir daha açma. Günahın sana söylediğim kadar ciddi bir günah”. Günahı kesinlikle hafife almayın. Tüm günahlar Tanrı’ya, yalnızca Tanrı’ya karşı işlenir ve bizim günahlarımız Tanrı düşmanlarına Tanrı’ya ve Tanrı’nın Oğlu’na küfre neden olabilir. Tanrım, günahlarımıza karşı kutsal bir nefret duymamız için bize yardım et. Bize günahlarımız karşısında kırılmışlık hissi ver. Bunu okuduğumda ne yaptığımı fark ettim ve dedim ki, “Aman Tanrım, ben Sana neler yapmışım? Yani günah işlediğimde bunun hem senin hayatım üzerinde gerçekleştirmek istediğin amaçlar hem de sana düşman olanlar yönünden uzun vadeli etkileri olabileceğini mi söylüyorsun?”. Tanrı “Evet” dedi “Bu çok ciddi Henry. Senin günahlarının bağışlanmasının benim açımdan neye mal olduğunu anlıyor musun? Bunu hafife mi alıyorsun? Bu hafife alınacak bir şey değil”. Bunlar çok önemli anlar ve ben Tanrı’nın bugüne kadar dünyada görülen en büyük uyanışı gerçekleştirmek üzere olduğuna inanıyorum. Daha işin çok başındayız ve inanıyorum ki bu Tanrı’nın sadece yeni bir sürece başlama çağrısı değil, aynı zamanda o süreci tamamlama çağrısı. Eğer Tanrı sizi günahınızdan ötürü cezalandırırsa, bilin ki bu günahınızla başa çıkma konusunda atılmış ilk adımdır. Şimdi artık uygulamaya geçmeniz gerekiyor. Şimdi artık Tanrı’nın lütfunu hayatınıza uygulama zamanı. Şimdi sizi günahtan uzak tutacak olan diriliş gücüne ihtiyacınız var. Şimdi sizin, yüreğinizde egemenlik sürecek olan Mesih’in hükümranlığına ihtiyacınız var. Şimdi, tıpkı İsa’nın yaptığı gibi, Tanrı’nın zor zamanlarınızda size yardım edebilmesi için yakınınıza koyduğu imkanları kullanmak durumundasınız. Yükünüz ağır olduğunda, siz de İsa’nın yaşamının son saatlerinde yaptığını yapabilirsiniz. İsa, üç arkadaşını yanına çağırıp onlara, “Yanımda olmanızı istiyorum çünkü Tanrı’nın kurtuluş ve özgürleşme getireceği çarmıha gidiyorum” demişti. Yüreğinde uyanış ve yeniden doğuşun yükünü taşıyanlara seslenmek istiyorum. Tanrı’nın bize göndereceği uyanış anına doğru yaklaşırken yükünüz öylesine ağırlaşacak ki etrafınızda “Gelin biraz buradan uzaklaşalım da şu tepenin başındaki yere gidip yüreklerimizi Rabb’e dökelim. Başkalaşım Dağı’nda İsa’yla konuştuğu gibi bizimle de büyük kurtuluşu nasıl gerçekleştireceği hakkında konuşmasını bekleyelim” diyeceğiniz birkaç kişiye ihtiyacınız olacak. Size şu kadarını söylemek isterim ki bizler kendi Getsemani Bahçemiz’e gitmeden uyanış gerçekleşmeyecektir. Çoğumuz Getsemani Bahçesine gitmek istemeyiz. İstediğimiz tek şey acımızdan kurtulmaktır ve ilk acı belirtisinde Tanrı’ya şikayette bulunup, “Rab, bunu benden al. Bunu yaşamak istemiyorum” deriz. Tanrı da “O zaman benim senin için yapabileceğim bir şey yok. Oğlum seni Getsemani Bahçesine götürsün çünkü dünyaya kurtuluş ve özgürleşme Getsemani’den gelecek” der. Eğer Tanrı büyük bir uyanış gerçekleştirmek üzereyse bunun beraberinde doğum sancıları getirmesi kaçınılmazdır ve doğum gerçekleşene kadar da birinin bu sancıları çekmesi gerekmektedir. Biz daha ziyade gelmekte olan uyanışı kutlamaya meyilliyizdir oysa Tanrı, gerekli sancılar yaşanmadan böyle bir uyanışın gerçekleşmeyeceğini söyler. Hiçbir çocuk doğum sancıları çekilip gerekli süreç tamamlanmadan doğmaz. Biri doğum sancılarını yüklenmezse uyanış gerçekleşmeyecektir. Şu an aramızda olan önderler, sizin için dua ediyorum. Görevinizi yaparken yüreğinizde Tanrı’ya karşı yükümlülüklerinizi hissetmeniz ve diğerleri futbol, basketbol, beyzbol izlerken sizin sakin bir yer bulup Tanrı’ya “Tanrım bana bu hizmeti yapmam konusunda yardım etmezsen ben ne yaparım? Tanrım, hizmet verdiğim kişilerin sonsuz yaşama kavuşmalarını istiyorum. Tanrım, bu insanlar hakkındaki tasarın nedir? Bunu göz ardı etmeme izin verme. Tanrım, Sen görev yaptığım bölgedeki kişilere büyük kurtuluşu verene dek, onlara bu çıkışı yaşatana dek burada kalmama izin ver” diye yakarmanız için dua ediyorum. Bu bedeli ödeyenler Tanrı’nın gücü bilinene dek, inançsızlar ve ateistler Tanrı’ya günahlarının bağışlanması için yakarana dek hizmet bölgelerinde kalabilmek için yaşadılar. Tanrı’ya küfredenler ise Tanrı’nın muhteşem ve kutsal varlığı önünde yüz üstü düştüler. Tarih bunun örnekleriyle doludur.

Çıkış: Leslie: Yüreklerin Uyanışı programında Nancy Leigh Demoss ve Henry Blackabby’i dinlediniz. Bu program dizisi tövbe üzerineydi. Yarın Henry Blackabby konu hakkındaki görüşlerini son kez bizimle paylaşacak. Bize katılmayı ihmal etmeyin.

Mindig használja a online HTML szerkesztoprogramot, hogy könnyebben összeállítsa a webhelyie tartalmát. Ez garantálja a hibamentes forráskódot.

22.Bir Büyük Trajedi 3

Giriş: Erkek sesi Henry Blackaby: Kimi geceler Tanrı bana , “Henry, günahını kendi bakış açından değerlendirmeyi bırak. Yoksa kendini haklı çıkaracaksın. Durumu normalmiş gibi görmeye başlayacaksın. Eğer günahına kendi perspektifinden bakarsan durum gözüne o kadar da kötü görünmeyecektir. Henry, ben senin günahını Benim açımdan görmeni istiyorum” dediğinde yasa boğuluyorum.

Leslie: Dr. Henry Blackaby tövbe hakkındaki vaazını tamamlıyor.

Blackaby: Acaba Tanrı bu harika saati bize şunları söylemek için ayarlamış olabilir mi? “Ben kendime geldim ve Kendim beni kabul etti. Bana inananlara Benim çocuklarım olarak hizmet edebilmeleri için güç ve otorite sağladım. Onlar aracılığıyla çalıştım dünyanın bir ucundan diğer ucuna Kendimi tanıttım.

Evet, bugün buraya tüm yüreğimle bir şeyi paylaşmaya geldim. Geçen programda Tanrı bizim yüreklerimize dokundu ve günahlarımızı açığa çıkardı. Şimdi bizlere diyor ki, “Bu günah ve mahkumiyet, yerini tövbeye bıraksın. Günahların itiraf edilmesi tövbeyle sonuçlanmadığı sürece yalnızca günahınıza günah eklemiş olursunuz. İtiraf etmek tövbe etmek demek değildir. İtiraf, tövbe yolunda atılmış ilk adımdır”.

Pavlus, Tanrısal acının tövbeye götürdüğünü söylüyor. Bu nedenle biri günahları yüzünden Tanrısal acı çekiyorsa onları asla rahatlatmaya çalışmam. Tanrı’nın Ruhu bir kişiyi günahlarından ötürü mahkum etmişse, kesinlikle o kişiyi rahatlatmaya çalışmıyorum. Günah nedeniyle çektikleri bu acının onlarda tam ve eksiksiz bir tövbeye yol açmasına izin veriyorum. Bağışlanma gelirse peşinden özgürlük gelir. Öyleyse hep birlikte diyoruz ki “Tanrım sen beni günahlarımdan ötürü mahkum ettin. Ben de günahlarımı kabul ettim ve insanların önünde itiraf ettim. Tanrım, sen benim yüreğimi biliyorsun. Lütfen yüreğimde başlattığın bu şeyin yaşamımda meyve vermesi, tövbemin meyvesinin kesin bir bağışlanma ve temizlenmeyle sonuçlanması ve Senin varlığınla oluşan bu meyvelerin bütün insanlar tarafından bilinip anlaşılmasını sağla. Ben, şimdi birbirimize yardım etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bence eğer bir yakınınızı günahlarından ötürü büyük bir mahkumiyetin pençesinde görür ve onun yaşamının yönetimini elinize kalkışırsanız, bu durumda samimi bir arkadaşınızın sizi uyarması “Tanrı onu günah işlediğine ikna etmeye çalışıyor” demesi sizin için harika bir şey olur. Çünkü yaptığınız iyi bir şey değildir. Şimdi ne yapacaksınız? Acı çeken kişiyi rahatlatıp her şey yolunda mı diyeceksiniz? Yoksa “Sen tüm acılarını Tanrı’nın tahtına bırakana ve Tanrı’dan; benden değil, Tanrı’dan “Günahların bağışlandı. Ayağa kalk ve hizmet et” sözünü duyana dek senin yanında kalayım. Sen zafere ulaştığını hissedene dek yanında kalacağım. Senin için zafer kazanamam ama İsa’nın üç arkadaşının yaptığı şeyleri yapabilirim” mi diyeceksiniz? Bu durumda olan arkadaşlarınız da size, “Lütfen burada kalıp beni izler ve benimle birlikte dua eder misin? Belki Tanrı benim yüreğime zafer kazandırır ve benim aracılığımla bizlere bazı sözler söyler” diyebilir. Eğer çevrenizde Tanrı’nın yargılayıcı işleri konusunda size güvenebilen arkadaşlarınız varsa çok şanslısınız demektir. Bunun ne kadar büyük bir duyarlılık gerektirdiğini anlıyor musunuz? Ya karşınızdaki kişiyi kırmaya veya istismar etmeye ne kadar açık bir durum olduğunu? Peki, Tanrı’nın bu değerli arkadaşınızı özgürleştirir ve onun aracılığıyla yalnızca Tanrı’nın yapabileceği şeyleri yaparsa, o zaman ne olur? Bu kişi yüreğini yeniden Tanrı’ya açarken, tam o anda Tanrı sizi onun yanına koymuştur. Arkadaşınız siz onunla birlikte kaldığınız ve onu desteklediğiniz için bunu başarabilmiştir. Ona Kutsal Kitap’ı vermiş, kollarınızı boynuna dolamışsınızdır. Tövbe edip bağışlanana, özgür olana dek onlarla birlikte ağlamış, yüklerini taşımışsınızdır. Çoğumuz özgür olmak ister. Özgürlük ancak böyle mümkün olabilir. Birbirimize ihtiyacımız var. Birbirimize gerçekten ihtiyacımız var. Bana göre Şeytan’ın en büyük silahı bizi birbirimizden ayırıp yalnız başımıza hizmet etmemizi sağlamak. Gelin Şeytanı yenelim ve ona kardeşimizin yalnız yürümesine izin vermeyeceğimizi söyleyelim. Tanrı’ya hizmet etmek isteyen kardeşlerimizin yalnız yürümelerine izin vermeyeceğiz. Biz, kardeşimizin kendini tamamen Tanrı’nın hizmetine adama yolundaki arzusunun yarattığı karmaşayı tek başına atlatmaya çalışmasına izin vermeyeceğiz. Onunla omuz omuza yürüyeceğiz.

İbraniler 10:26’da gerçeğin ne olduğunu bildiğimiz halde günah işlemeye devam edersek artık günah için bir kurban kalmayacağı, geriye sadece Tanrısal yargının dehşetli beklenişinin kalacağı söylenmektedir. Daha sonra 29. Ayette gerçeği bilen bir Hristiyan’ın günah işlemeye devam etmesi halinde, Tanrı’nın Oğlu’nu ayaklar altına almış olacağı, kendisini kutsal kılan antlaşma kanını bayağı sayar ve lütufkâr Ruh’a hakaret ederse, bundan ne kadar daha ağır bir cezaya layık görüleceği söylenmektedir.

Tanrı açısından günah işlemenin ne kadar ciddi bir şey olduğunu buradan anlayabiliriz. Günahımız Tanrı’nın Oğlu’nu etkilemektedir. Onun bizimle yapmış olduğu sevgi anlaşmasını ve Kutsal Ruh’un içimizde çalışmasını etkilemektedir. Bu durumda bizler diyoruz ki, “Tanrım, yaşamımda günahın kalıntısını bile bırakma. Aklımda ve yüreğimde gerçeğin bilgisiyle önüne geliyorum Rab. Günahımdan vazgeçiyorum ve onunla Senin ilgilenmeni, beni temizlemeni, bu günahı hayatımdan çıkarmanı ve Senin verdiğin kurtuluşun sevincini bana vermeni diliyorum. Böylece hayatımın günahkarların günahlı yollarından dönebildikleri, haksızlık edenlerin bilgilendirildikleri bir yola dönüşmesini istiyorum. Tanrım, benim isteğim budur”. Baba, seni tanımak muhteşem bir şey. Dünyada pek çok kişi seni tanıma fırsatını hiç bulamadı. Dünyadaki pek çok kişi Oğlun İsa Mesih aracılığıyla bize verdiğin muhteşem lütuftan hiç haberdar olmadı. Pek çoğu Senin dünyanın günahlarını sevgiyle Oğlunun sırtına yüklediğin bir çarmıhın varlığından haberdar değil. Çoğu kimse bizi günahlarımızdan ötürü mahkum edecek, Senin doğruluğunu bize gösterecek ve bizi yargıdan özgür kılacak bir Kutsal Ruh’un varlığından haberdar değil. Rab bizim günahlarımızı bağışla ve bereketlerini hayatımıza doldur.

Nancy: Bizi günahlarımız konusunda gerçek tövbenin daha derin boyutlarını keşfetmeye çağıran bu konuşması için Dr. Henry Blackaby’e teşekkür borçluyum. İnanıyorum ki sizin yüreğiniz de benimki gibi şunu haykırıyor, “Tanrım, hayatımda hiçbir günah kalıntısı bırakma”. Bu dua bizim yaşamlarımızda Mesih İsa’nın merhamet ve lütfuna giden kapıları açacaktır. Hayatlarımızda O’nun bizleri temizleyen kanının gücünü ve bizde kalıcı olan Kutsal Ruh’un doluluğunu deneyimlemenin yolu budur. Tanrı’nın halkı gerçek tövbenin ne demek olduğunu göstermeye başlayınca çevremizdeki bu kayıp dünya üzerinde bunun etkilerini her geçen gün daha çok görmeye başlayacağımıza inanıyorum.

About the Speakers