Revive Our Hearts Dijital ses dosyası

— Audio Player —

Part 1 Part 2 Part 3

Kusurlu İnsanlar İçin İyi Haber

  1. Mükemmel Olamayanlara Müjde 1

Giriş: Leslie: Flaş haber: Mükemmel değilsiniz. KarşınızdaNancy Leigh DeMoss

Geçenlerde bir dinleyicimizden aldığım elektronik posta, pek çok imanlının temsilcisi olduğuma inandığım için beni maalesef derinden sarstı. Elektronik postayı gönderen hanım şöyle diyordu; Aktif biçimde dua ettiğim bir yaşam sürüyorum. Radyonuzu dinliyorum, Kutsal Kitap çalışmamı aksatmıyorum, kiliseye gidiyorum, hizmet faaliyetlerine katılıyorum ve elimde olan şeyleri başkalarıyla paylaşıyorum. Her sabah Tanrı’ya O’nu yüceltmek için burada olduğumu söylüyorum. Yaptığım işleri en iyi biçimde yapmaya ve hayatımı olabilecek en düzgün biçimde yaşamaya çalışıyorum. Ancak tüm bunlara rağmen sanki omuzlarımda ağır bir suçun yükünü taşıyor gibi hissediyorum kendimi. Sanki Tanrı’ya yeterince inanmıyormuşum, O’nu yeterince iyi göremiyor ve hissedemiyormuşum,

bu tür konularda asla yeterli olamayacakmışım gibi geliyor. Bazen sizin konuşmalarınızı dinlediğimde, içimdeki suçluluk duygusu daha da alevleniyor, diyordu. Siz her şeyi kusursuz yapabilen biri gibi görünüyorsunuz (Ah... Nereden bilecek tabii). “Bana sanki asla Tanrı’yı memnun etmeye yetecek kadar iyi şeyler yapamayacakmışım, asla yeterince büyük bir sevgiye sahip olamayacakmışım, bu konuda asla sizin kadar iyi olamayacakmışım gibi geliyor”. Mektubunun ilerleyen bölümlerinde kendimizi yeterli hale getirebilmek ve bir şeyleri doğru yapabilmek adına harcadığımız çabaların bizleri birer Ferisi’ye dönüştürebileceğinden söz ediyordu ki bence bu son derece doğru bir öngörüydü. Bu konuda kendisine katılıyorum. Tanrı’yı O’nun lütfundan bağımsız olarak, yalnızca bireysel çabalarınızla ve şahsi özgüveninizle memnun etmeye çalışırsanız tam anlamıyla bir Ferisi’ye dönüşürsünüz. Ferisi, İsa’nın bahsettiği “beyaz badanalı mezar” tanımına son derece uygun, süslü bir dinsel terimdir. Bunlar dışarıdan iyi görünürler ancak içleri ölü insan kemikleriyle doludur. Sizinle bu elektronik postayı paylaşmamın sebebi, farklı biçimlerde de olsa pek çok kişinin asla yeterince iyi olamayacağını hissetmesi ancak bununla beraber Hristiyan hayatı yaşama konusunda yine de gayretli bir mücadele içinde olmasıdır. Aslında bu hanımın çabası ne benim gibi ne de tanıdığı bir başka insan gibi olmaktı. O, Tanrı kutsallığının erişilemez yükseklikteki standartlarına ulaşmaya çalışıyordu. Tanrı sözünü okuyorsunuz. Tanrı’nın buyruklarını okuyorsunuz. Programlarımızda anlattığımız bilgileri dinliyorsunuz ve belki de kendi kendinize; “Bütün bunlar kulağa harika şeyler gibi geliyor. Ben de Özdeyişler 31. Bölümde bahsedilen o misafirperver, merhametli, uysal, nazik, sevgi dolu, itaatkar ve çocuklarıyla daima sevgi dolu bir şekilde konuşan kadınlardan biri olmak istiyorum. Bu harika olmaz mıydı? Ama ne yazık ki ben öyle biri değilim. Bunları yapamam.” diyorsunuz. Kimi zaman günün sonuna doğru saçınızı başınızı yolup “Artık bu hayata katlanamıyorum” diyesiniz geliyor, öyle değil mi? Bu noktada amin demek istiyorum. Çünkü harikulade bir şey keşfettiniz! Tanrı’nın lütfundan bağımsız olarak Tanrı’yı memnun etmenizin mümkün olmadığını anlamak, çok büyük ve önemli bir keşiftir.Tanrı, Kendi Sözünü sizin hayatınıza dahil eder. Yüreklerin Uyanışı programından bir şeyler duyarsınız. Sonra Kutsal Kitap’tan bir şeyler okursunuz ve hayatınızın asla buralarda söylenenler kadar kusursuz olamayacağını anlarsınız. İyi bir eş, iyi bir anne olmak istiyorsunuzdur. Yüreğiniz evlenme özlemiyle dolu olsa bile bekar bir kadın olarak mutlu kalabilmek istiyorsunuzdur. Buna rağmen Tanrı sizi yargılıyordur. Ortada sizi memnun etmeyen bir durum, temelde size acı veren duygular vardır ve üstüne üstlük bir de Tanrı günahlarınızdan ötürü sizi yargılamaktadır.

Tanrı sizi günahlarınızdan ötürü yargıladığında gidebileceğiniz iki yer bulunur; Sina Dağı ya da Golgota. “Bununla ne demek istiyor acaba?” diye düşünebilirsiniz.Sina Dağı neresidir? Mısır’dan Çıkış 20. Bölümde Sina Dağı’nda ne olduğu anlatılıyor? Yasa, Sina Dağı’nda inmişti. Hatırlarsanız yasa indiğinde gök gürlemiş, şimşekler çakmış, bir takım sesler duyulmuş, insanlara dağa yaklaşmamaları, aksi takdirde ölecekleri söylenmişti.Tanrı 10 Emir’i insanlara iletmesi için Musa’ya vermişti ve insanlar bu nedenle korku içindelerdi. Çünkü Tanrı’nın emirlerini yerine getiremeyeceklerini biliyorlardı. Zaten sadece birkaç gün sonra, altın bir buzağıya tapınıp onun çevresinde kutlamalar ve eğlenceler düzenleyerek ilk emri çiğnemiş oldular. Bu emir, Mısırdan Çıkış 20. Bölüm 3. Ayette “Benden başka tanrın olmayacak” biçiminde dile getirilmektedir. Bizler kanun yıkıcılar olarak dünyaya geldik. Eğer Tanrı sizi günahlarınızdan ötürü yargıladığında Sina Dağı’na kaçarsanız, kendi kişisel gayretinizle asla yerine getiremeyeceğiniz bir yasanın boyunduruğuna girmek üzere yola çıkmış olursunuz. İçinde bulunduğunuz duruma kişisel çabanız ve gururunuzla yanıt vermiş olursunuz. Gidebileceğiniz diğer yer, Golgota’dır. Burası gururunuzu yeneceğiniz yerdir. Alçakgönüllü olmaya giden yoldur. Burada “Tanrım” dersiniz, “Ben senin yasanı yerine getiremedim. Ben bir yasa yıkıcıyım. Senin lütfun olmadan umutsuz ve çaresizim”. Bu durumda eğer Sina Dağı’na, gururun mekanına kaçarsanız orada ne yapacaksınız? Kendinizi savunacaksınız. Yaptığınız şeyi haklı göstermeye çabalayacaksınız. Belki de başkalarını suçlayacaksınız. Ya da işlediğiniz günah için mantıklı nedenler bulmaya çalışacaksınız. “Başkalarının yaptığı şeylerle kıyaslarsak benimki o kadar da kötü görünmüyor” diyeceksiniz. “Sadece aklım kaydı, hepsi bu. Yani herhangi bir şekilde zina yapmadım. Sadece yüreğimde şehvet duydum.” diyeceksiniz. Üstünü kapatmaya çalışacaksınız. Tanrı Adem’e “Sen ne yaptın?” diye sorduğunda Adem “Senin yolladığın bu kadın şunları şunları yaptı” diye cevap vermişti. Yani, hatalarımız için başkalarını suçlamaya eğilimliyiz. Tanrı bize “Ne yaptın?” diye sorduğunda hemen Sina Dağı’na kaçarız. Gururluyuzdur. Kendimizi savunuruz. Kendi kendimize “Bunları yapabilirim. Böyle yaşamaya hakkım var. O kadar da kötü değilim.” deriz. Yasa’nın indiği Sina Dağı’nda gayret ve mücadele içinde oluruz, birer Avis Hrstiyanı’na dönüşürüz. Zamanla daha fazla çaba harcamaya başlarız. Öleceğimi bilsem de bu Hristiyan hayatını yaşayacağım. Bu uğurda öleceğimi bilsem bile itaatkar bir eş olacağım. Evet, ölebilirsiniz. Çünkü yaşadığınız şey aslında Hristiyan hayatı değildir. Sığındığınız Sina Dağı yasanın indiği yerdir. Burası gururun mekanıdır. Gururlu olduğumuzda ne olur? Tanrı gururlu insanlara ne yapar? Tanrı gururlunun karşısında direnir. Tanrı, gururlu kimselere karşıdır. Onların karşısında savaş pozisyonu alır.

Tanrı’yı karşınıza aldığınızda lütuftan yoksun kalırsınız. Artık Tanrı’ya itaat edemezsiniz. O zaman ne yaparsınız? Tanrı’ya itaatsizlik etmeye devam edersiniz. Günah işlemeye devam edersiniz. İtaatsizlik, beraberinde çekişmeyi getirir. Laneti getirir. Suçlamayı getirir. Suçu getirir. Esareti getirir. Korkuyu getirir. Sonuç olarak, ölümü getirir.

Çıkış: Leslie: Şu sıralar hayatınızda nelerle yüzleşiyorsunuz? Tanrının lütfuna ihtiyaç duyduğunuz bir olay veya durum var mı? Tanrı’nın lütfu olmadan başa çıkamadığınız şeyler neler? Sizin için dua edelim. Bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yarın Nancy tekrar burada olacak ve sizlerle Müjde’yi paylaşmaya devam edecek.

  1. Mükemmel Olamayanlara Müjde 2

Giriş: Leslie: Flaş haber: Mükemmel değilsiniz. KarşınızdaNancy Leigh DeMoss

Yasa kötü değildi ama ona uyamayacağımızı göstermek üzere gönderildi. Bizler Tanrı’ya itaat edemiyoruz. Yapabildiğimiz tek şey, dışardan harika görünen modern zaman Ferisilerine dönüşmek. Kendimizi düzeltmeye çalışıyoruz ama bunu başaramıyoruz. Peki neden? Çünkü içinde bulunduğumuz durumlara gururumuzla karşılık veriyoruz. Peki, Tanrı gururlu insanlara ne yapar? Tanrı onların karşısındadır. Eğer Tanrı günahlarımdan ötürü beni yargıladığında yasanın indirildiği gurur mekanına yani Sina Dağı’na gitmek yerine İsa Mesih aracılığıyla lütfun verildiği Golgota’ya gidersem ne olur? O zaman alçak gönüllü bir tutum içinde olurum. “Tanrım sen haklısın. Günah işledim” derim. Tanrıyla aynı fikirde olurum. Bunu bir kenara yazın; Tanrıyla aynı fikirde olmak. Bu, Tanrı’nın Ruhu’nun yüreklerimizdeki yargısına alçak gönüllü bir biçimde tepki vermektir. Tanrı’yla aynı fikirde olmak. Savunmaya geçmeden, suçlamaya girmeden, mantıklı açıklamalar bulmaya çalışmadan, üstünü örtüp olayı olduğundan daha iyi göstermeye çalışmadan, düzeltmeye çalışmadan, kiliseye gidip “Elbette, her şey yolunda” demeden. Çünkü bunlar gururun göstergeleridir. Oysa Golgota’yı seçersek gururumuzu ayaklar altına alarak “Tanrım, sen haklısın. Ben bencilim, isyankarım. Otoriteyle sorunum var. Sevgi dolu biri değilim. Kendimi seviyorum ama eşimi sevmiyorum. Çocuklarıma olan sevgim bile senin benden istediğin gibi değil.” diyebiliriz. “İyi ama böyle düşünmek insanı depresyona sokar. Ben zaten her zaman bir günahkar olduğumu kabul etmişimdir.” diyebilirsiniz. Ama hayır, bizim tek umudumuz bu çünkü Golgota günahkarların yeridir. Lütuf da günahkarlar içindir. Biz gururumuzu ayaklar altına aldığımızda, Onunla aynı fikirde olduğumuzda, günahlarımızı itiraf ettiğimizde Tanrı ne yapar?

Tanrı alçak gönüllülere karşı nasıl davranır? Tanrı, alçak gönüllü kişilere lütfunu, İsa Mesih’teki lütfunun ölçülemez zenginliklerini verir. Peki, Tanrı’nın lütfu bize ne sağlar? Filipililer 2. Bölüm 13. Ayette “Çünkü kendisini hoşnut edeni hem istemeniz hem de yapmanız için sizde etkin olan Tanrı’dır.” deniyor. Tanrı’nın lütfu, O’nun olağanüstü yaşamının benim içimdeki yansımasıdır ve Kutsal Ruh’un gücü sayesinde Tanrı’nın hoşlandığı iyi şeylere karşı istek duymamı ve yapma gücü kazanmamı sağlar. Gördüğünüz gibi, Tanrı’nın lütfu olmadan Tanrı’ya itaat etme isteği duymayız. Tanrı’ya itaat etmediğim için yargılanıyorum ama benim içimde itaat etme yönünde bir istek yok ki... Tanrı’nın Ruhu’nun benden istediği şeyleri yapmaktansa bedenimin isteklerini yerine getirmeyi tercih ediyorum çünkü içimde başka türlü davranmaya yönelik bir istek yok. Benim Tanrı’nın lütfuna ihtiyacım var ve buna ancak günahlarımı itiraf ettiğim takdirde kavuşabilirim. Tanrıyla aynı fikirdeyim. Ben kokuşmuş, çürümüş, pis bir günahkarım. Evet, hepimiz özgüvenimizi yerle bir eden bu tür konuşmaları hak ediyoruz. Tanrı diyor ki, “İşte şimdi öyle bir noktadasın ki artık senin yüreğine bana itaat etme arzusunu koyabilirim”. Bunu başarabilir misin? Bunu yapacak mısın? Ben bunu yapmanı çok istiyorum. Hatta en başından beri benden bunu istemeni bekliyordum”. Tanrı içimize bu arzuyu koyar. Böylece kimi zaman ona itaat etme konusunda istek duymaya başlarız ama bunu nasıl yapacağımızı bilemeyiz. Oburluk yaptığımda, boşboğazlık ettiğimde, sabırsız davranıp kırıcı sözler söylediğimde ya da gerçeklerin üzerini örtüp kendimi iyi göstermeye çalıştığım zamanlarda dünyasal arzularıma hayır diyecek gücüm yoktur. Kendimi bir anda bunları yaparken buluveririm. Tanrı içimizde yaşar. Eğer Tanrı’nın çocuğuysanız, O hem iradesi gereği hem de bundan büyük bir zevk duyduğu için yüreğinizde çalışır. Tanrı size lütfunu verdiğinde içinizde O’na itaat etme konusunda hem istek hem de güç bulursunuz. O’na itaat edersiniz. İtaatkarlık size ne kazandırır? Lütuf, özgürlük, rahatlama, yaşam... ve tüm bunların sonucunda Ferisi’ye değil, Rab İsa’nın benzeyişindeki bir insana dönüşürsünüz.Tanrı sizi günahlarınızdan dolayı suçlu bulduğunda nereye koşacaksınız? Gurura mı? Yani Sina Dağı’na mı? “Ben mücadele edeceğim, çabalayacağım, daha çok çalışacağım, işler o kadar da kötü değilmiş gibi davranacağım” mı diyeceksiniz? Yoksa tercihiniz Golgota’ya gitmek mi olacak? Tanrı’nın lütfuna yalnızca günahlarımız yüzünden suçlu bulunduğumuzda ihtiyaç duymayız. Tanrı hayatta karşımıza tek başına başa çıkamayacağımız, kendi kendimize yönetemeyeceğimiz, bizim kontrolümüzde olmayan durumlar durumlar çıkarır. Örneğin sizin için bu durum dördüncü çocuğunuz olabilir. Birinci, ikinci hatta üçüncüyle baş edebilmiştiniz. Ama sonra Tanrı bu çok özel dördüncü çocuğu size yolladı.

Bu çocuk sizi nasıl çileden çıkarabileceğini çok iyi biliyor ve onunla nasıl baş edebileceğinizi anlatan bir kitap da maalesef henüz yazılmadı. Belki de içinizden diyorsunuz ki “Tanrım, yani tüm bunları Senin yardımın olmadan başardığımı söylemiyorum ama, ben dördüncü çocuğa kadar işleri gayet güzel yürütüyordum”. Tanrıda size der ki “Biliyorum ama ben, senin bana ihtiyaç duymanı istedim. Bu yüzden sana bir çocuk daha verdim”. Tanrı hayatta karşımıza bizim kontrolümüzde olmayan durumlar çıkardığı zaman buna iki farklı şekilde tepki verebiliriz. Ya gururumuzu ön plana alırız ya da alçakgönüllü davranırız. Bunlar Tanrı bizi günahlarımızdan dolayı suçlu bulduğunda gidebileceğimiz yolların aynısıdır. Gururumuzu ön plana alarak tepki verdiğimizde kendi kendimize yeteceğimizi düşünür ve “Ben bununla başa çıkabilirim” deriz. Ya da mevcut durumdan kaçmayı, direnç göstermeyi veya kırgınlık yaşamayı tercih edebiliriz. Her koşulda “Ben bu durumun hayatımda olmasını istemiyorum. Ondan kurtulacağım.” düşüncesinde oluruz. Kimi zaman da içinde bulunduğumuz durumdan çıkmak için ustaca planlar yapar ve “Daha fazla çaba harcayacağım. Bunu başarabilirim” diye düşünürüz. Bizler “Kendi göbeğini kendin kesmek zorundasın” diyen bir kültürün içerisinde yaşıyoruz. “Bunu başarabilirsin, sen güçlü bir kadınsın, yapabilirsin.” diyorlar. Biz de her defasında yeni baştan deneyerek mücadelemize devam ediyoruz. Tanrı’ya karşı gururumuzla tepki verdiğimizde ne olur? Tanrı gururla hareket edenlere nasıl davranır? Tanrı böyle kişilere karşı direnç gösterir. Peki Tanrı bize direnç gösterdiğinde ne olur? Böyle bir durumda ne O’na itaat edebiliriz ne de yaşadığımız durumla baş edecek gücü kendimizde bulabiliriz. Kimi zaman yaşadığımız olaylarda Tanrı’nın eli olduğunu göremeyiz. Örneğin çocuklarımız yaramazlık yaptığında. Başımızdan gitmelerini isteriz. Ya da keşke başka biriyle evli olsaydım diye düşünürüz. Ama gerçekte sorunumuz ne çocuklarımız ne eşimiz ne bekar olmamız ne ev arkadaşımız ne de patronumuzdur. Bizim sorunumuz Tanrı’nın bize karşı direnç gösteriyor olması olabilir. Yaşadığımız durumlara gururumuzla tepki verdiğimiz için üzerimizdeki baskılarla ve başımıza gelen güçlüklerle etkin bir biçimde başa çıkamıyor olabiliriz. Çünkü biz gururla tepki verirsek, Tanrı bize karşı direnir. Hepimiz başımıza gelenlere gururla tepki vermenin nasıl bir şey olduğunu biliyoruz çünkü bu bizim doğamızda var. Ancak Mesih’te yeniden yaratılmışlar olarak bizim öğrenmemiz gereken olağanüstü bir yol var ki o da başımıza gelenlere alçakgönüllülükle tepki vermektir. Bu tür durumlarda gururumuzu ayaklar altına alabilmektir. Gelecek programımızda bu konu hakkında konuşmaya devam edeceğiz.

Çıkış: Leslie: Şu sıralar hayatınızda nelerle yüzleşiyorsunuz? Tanrının lütfuna ihtiyaç duyduğunuz bir olay veya durum var mı? Tanrı’nın lütfu olmadan başa çıkamadığınız şeyler neler? Sizin için dua edelim. Bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yarın Nancy tekrar burada olacak ve sizlerle Müjde’yi paylaşmaya devam edecek.

  1. Mükemmel Olmayanlara Müjde 3

Giriş: Leslie: Flaş haber: Mükemmel değilsiniz. KarşınızdaNancy Leigh DeMoss

Hepimiz başımıza gelenlere gururla tepki vermenin nasıl bir şey olduğunu biliyoruz çünkü bu bizim doğamızda var. Ancak Mesih’te yeniden yaratılmışlar olarak bizim öğrenmemiz gereken olağanüstü bir yol var ki o da başımıza gelenlere alçakgönüllülükle tepki vermektir. Bu tür durumlarda gururumuzu ayaklar altına alabilmektir. Gururumuzu ayaklar altına aldığımızda ne yaparız? İhtiyaç içinde olduğumuzu kabul ederiz. “Tanrım, sana ihtiyacım var” deriz. “Tanrım, yardım et!” diye haykırırız. Tanrı O’na ihtiyaç duyduğumuzu, Onsuz başaramadığımızı söylememizden hoşlanır. Bana son derece faydası dokunmuş olan bir örneği sizinle paylaşmama izin verin. Şimdi sizden günün birinde hep birlikte cennette olduğumuzu hayal etmenizi istiyorum. Orada pek çok garaj kapısı görüyoruz. Yani cennette yan yana dizilmiş pek çok garaj kapısı hayal edin. O esnada birden bire sirenler çalmaya başlıyor. Üzerinde “Lütuf Ambulansı” yazan bir araç kapılardan birine yaklaşıyor. Biz, “Tanrım, lütuf ambulansı da nedir?” diye soruyoruz. Tanrı, “Dünyadan birileri çığlık çığlığa yardım istiyordu. Bu yüzden Ben de ona Kendi lütfumu gönderiyorum. Çünkü ihtiyaç içinde olduğunu kabul etti, gururunu ayaklar altına aldı. Beni yardıma çağırdı bu yüzden Ben de ona ihtiyaç duyduğu lütfu gönderiyorum.” diyor. Evinize her gün ambulans gelmiyor değil mi? Evinize ambulans ne zaman gelir? Tabii ki ona ihtiyacınız olduğu zaman. Peki bir ambulansa ihtiyacınız olduğunu nasıl anlarlar? “Bacağım kırıldı, bir ambulansa ihtiyacım var.” diye düşünmemiz yeterli olur mu? Bu durumda size ambulans yollarlar mı? Ambulansın gelmesi için ne yapmanız lazım? Telefonu elinize alıp 112’yi tuşlamanız ve “Bir ambulansa ihtiyacım var” demeniz gerek. Bu şekilde gururunuzu bertaraf edip “Yardıma ihtiyacım var” demiş olursunuz. O zaman ambulans ihtiyaç duyulan yere hızla gelecektir. Tanrı diyor ki, “Sana arzu ettiğin şeyi vereceğim. Bu durum karşısında gerekeni yapabilmen için ihtiyaç duyduğun gücü sana vereceğim. Bunu kendi başına yapamazsın. Sadece Ben, bunu senin için ve senin aracılığınla gerçekleştirebilirim. Her an imdadınıza koşabilecek bir lütuf ambulansına ihtiyaç duyduğunuz oluyor mu?

Şu kadarını söylemek isterim ki ben çoğu zaman böyle durumlarda kalıyorum. Umarım siz de böyle durumlar yaşıyorsunuzdur. Çünkü bu durumda olmak zor ve korkutucu olduğu kadar son derece de iyi bir şeydir. Bugünkü programdan hemen önce bir dinleyicim bana “Tüm bu yoğun temponun içerisinde, yapmanız gereken onca şeye ve programınızın sıkışıklığına rağmen Tanrı’yla olan iletişiminizi canlı tutmayı nasıl başarıyorsunuz?” diye sordu. O esnada bu program için hazırlık yapıyordum. Onu, “Tanrı beni daima çaresiz ve kendisine muhtaç bir konumda tutuyor” diye yanıtladım. Bu, bir insanın bulunabileceği en iyi konumlardan biridir. Bir kısmınız hatırlayacaktır, yıllar önce Tanrı’ya “Beni senden bağımsız olarak hizmet verebileceğim bir yere yollama” diye dua ettiğimi anlatmıştım. Tanrı’nın yıllar içerisinde bu duamı nasıl sadakatle yanıtladığını hepiniz biliyorsunuzdur. Tanrı, O’nun lütfu olmadan teslim tarihinden önce asla tamamlayamayacağım işleri, hizmetimde O’nun lütfu olmadan kesinlikle başa çıkamayacağım durum ve koşulları, “Tanrım, Sana ihtiyacım var!” diye sürekli feryat etmemi gerektiren ortamları hayatımdan hiç eksik etmedi. İşte lütuf ambulansı tam da benim ihtiyaçlarıma yönelik olarak tasarlanmış, özel üretim, özel sipariş niteliğinde pek çok lütufla dolu olarak geliyor. Belki de eşiniz sizi sayamayacağınız kadar çok kez hayal kırıklığına uğrattı. Onu artık sevgi veya saygı duyamayacağınızı düşünüyorsunuz. Haklısınız, bunu tek başına yapamazsınız. Ama lütfunu göstermesi için Tanrı’ya haykırıp yakarabilirsiniz. İşte lütuf ambulansı tam da ihtiyaç duyduğun o anda oraya geliyor ve sana diyor ki “Biliyorum, onu sevemezsin. Ona saygı gösteremezsin. Ama Ben, bunu senin aracılığınla yapabilirim.” Tanrı’nın hayatımızın her anı için, yaşadığımız her durum için ayrı ayrı lütufları vardır. Bu herkes için geçerlidir. Hayatta “Bu asla benim başıma gelmez” diyebileceğiniz bir durum söz konusu değildir. “Bu akşam eve gittiğimde asla şununla karşılaşmam” diyeceğiniz bir durum da yoktur. Ancak İsa Mesih’i göreceğimiz ana dek Tanrı’nın lütfunun mevcut olmadığı veya ihtiyaçlarınızı karşılamaya fazlasıyla yetmediği bir durumla karşılaşma olasılığınız da yoktur. Tanrı’nın, kendisine ihanet etmiş olan kocasına karşı içinde yeniden güven inşa etmeye çalışan, onunla yeniden bir hayat kurmaya çabalayan çok değerli bir arkadaşım için de özel bir lütfu var. Bu çok zor bir durum. Çok ağır bir yük. Onun fiziksel, duygusal, ruhsal açıdan son derece bitkin bir halde bana gelerek “Nancy, Tanrı’nın lütfu olmasa bunlara asla katlanamazdım” dediği günler çok olmuştur. Gerçekten de bunu Tanrı’nın lütfu olmadan başarması imkansızdı. Çok zor zamanlar geçirdi. Hâlâ da bazı zorluklar yaşıyor. Ama Tanrı’nın lütfu daima onunla beraber. O, Tanrı’dan lütuf talep etmeyecek kadar gururlu davranmadı. Tanrı’ya lütfunu göstermesi için her gün, her an feryat ederek yakardı.

Birlikte hizmet verdiğimiz ekipten bir arkadaşım sadece birkaç hafta önce kız kardeşini, yeğenini ve 16 yaşındaki kızını korkunç bir trafik kazasında kaybetti. Aynı anda üç cenaze. Tanrı’nın bu hanım için de özel tasarlanmış bir lütfu var. Bunun onun açısından kolay olacağını söylemiyorum. Geçirmesi gereken çok uzun ve zor saatler, uzun yıllar olacak ama bu süreçlerde Tanrı’nın lütfunu her zaman yanı başında hissedecek. Kızı alkol bağımlılığıyla mücadele eden ve eşiyle birlikte bu durum karşısında ne yapacaklarını bilemeyen arkadaşım için de Tanrı’nın lütfu var. Tanrı’nın alkol bağımlılığıyla mücadele eden kızları için de lütfu var. Lütuf an be an bu insanlarla birlikte. Burada genel geçer bir lütuftan ya da herhangi bir lütuf olasılığından söz etmiyorum. Ben şu anda, yaşadığımız mevcut anda gerçekleşen bir lütuftan söz ediyorum. Peki bu lütfa nasıl erişebiliriz? Feryat edip yakararak. “Tanrım, sana ihtiyacım var. Bunu senin yardımın olmadan, başaramıyorum” diyerek. Çektiğimiz acılarla, yanlış anlaşılmalarla, uğradığımız haksızlıklarla, aklımızın çelinmesiyle, yaşadığımız kayıplarla, yas tuttuğumuz günlerle, kırık kalbimizle, yaşadığımız zorluklarla, baskılarla veya teslim tarihi yaklaşan işlerle başa çıkabilmek için lütfa ihtiyacımız var. Sıradan günlük işlerde de lütfa ihtiyacımız var. En basitinden, bu bölüm için hazırlanırken, gecenin bir saatinde aç olmadığım halde canım bir şeyler yemek istediğinde mutfağa girmemek için lütfa ihtiyacım var. Bunun saçma olduğunu düşünebilirsiniz ama benim lütfa gereksinim duyduğum alanlardan biri bu. Eminim içinizden bazılarınız bunu daha önce yaşamıştır. Gece geç bir saatte bugünkü program üzerinde çalışıyordum ve Tanrı’ya yüksek sesle yakarma ihtiyacı hissettim. “Tanrım” dedim, “Sana ihtiyacım var. Ben kendi kendimi disipline sokamıyorum. Kendime hakim olamıyorum. Benim üzerimde çalışmana ve Seni memnun edecek biçimde beni yönlendirmene ihtiyacım var!” Lütuf, lütuf, lütuf... Sonsuz, muhteşem, eşsiz lütuf... Tanrı gururlu kimselere karşı direnir ama alçakgönüllü kişilerin üstüne lütfunu akıtır, yağdırır... Şu ara hayatınızda nelerle yüzleşiyorsunuz? Tanrı’nın lütfuna ihtiyaç duyduğunuz durumlar hangileri? Tanrı’nın lütfu olmadan başa çıkamadığınız şeyler var mı? Size şu kadarını söylemek isterim ki Tanrı’nın sizin için, size özel lütuflarla dolu bir cenneti var ve Tanrı lütfunu sizi kurtarmak ve ihtiyaçlarınızı karşılamak üzere, sizin iyiliğiniz için seferber etmeye hazır. Sadece gönülden bir yakarışla “Tanrım, ihtiyaç içinde olduğumu kabul ediyorum. Lütfen bana yardım et. Bunu Sen olmadan başaramıyorum” demenizi bekliyor. O’na yakardığınızda, hatta şu anda bile, bu ambulansların ihtiyaç duyduğunuz yere Tanrı’nın lütfunu getirmek üzere yola çıktığını duyabilirsiniz.

Çıkış: Mükemmel Olmayanlara Müjde programında bizlerle olduğunuz için teşekkür ederiz. Bu program aracılığıyla Tanrı’nın size gösterdiği şeyleri bizimle paylaşmak isterseniz, lütfen iletişime geçin. Bir sonraki programımızda bizlere katılmanız dileğiyle.

About the Speakers