Revive Our Hearts Dijital ses dosyası

— Audio Player —

Part 1 Part 2

Alçakgönüllü İnsanlar

Giriş: Leslie: 1995’teki o konferansta Bob ve Kathy Helvey ve dinleyicilerin birçoğu kişisel uyanışın tevazu ve parçalanmışıkla başladığını anlamaya adım attılar. Nancy’nin o günkü mesajının ardından açık ve toplu tövbeyle ve günahın yasını yaşamakla geçen günler geldi.

Gururlu insanlar her zaman haklarından ve isteklerinden bahsederler, kalbi kırık insanlarsa elindekilerle yetinirler ve sakinlerdir.

Gururlu insanlar bilinçaltlarında şöyle hislere sahiptirler: Bu hizmette bulunmam ve armağanlarımı bu hizmet için kullanıyor olmam diğer insanlar için bir ayrıcalık. Gururlu insanlar eleştirildiklerinde kendilerini savunmaya başlarlar, kalbi kırık insanlarsa aldıkları eleştirileri alçakgönüllülükle karşılarlar.

Diriliş dendiğinde aklımıza sevinç, heyecan, bolluk, bereket ve mucizelerle dolu bir zaman geliyor. Acısız bir diriliş istiyoruz. Güle oynaya geçireceğimiz bir diriliş istiyoruz. Ancak Tanrı’nın planları bazen bizimkilerden çok daha farklı olabiliyor. 1972’te Borneo’daki bir lider, bize dirilişin çok da eğlenceli bir şekilde başlamadığını hatırlatıyor. Herkes kırık ve pişman bir kalple başlıyor.

Tanrı’yla, kalplerimiz kırıkken buluşmadığımız sürece, O’nunla yüz yüze görüşemeyeceğiz. Elçilerden Yakup şu sözlerle bize tekrar hatırlatıyor: “Tanrı’ya yaklaşın, O da size yaklaşacaktır.” (4:8) Ama bunun için zaman gerekli.

Şöyle devam ediyor Yakup: “Ey günahkârlar, ellerinizi günahtan temizleyin. Ey kararsızlar, yüreklerinizi paklayın. Kederlenin, yas tutup ağlayın. Gülüşünüz yasa, sevinciniz üzüntüye dönüşsün.” Öncelikle “Rab’bin önünde kendinizi alçaltın,” sonra O “sizi yüceltecektir.” (8-10 ayet)

Bazılarımız kalplerinin kırık olması hakkında pek düşünmezler. Bence bunun sebebi kalp kırıklığına dair anlayışımızın yanlış olması. Bizim anlayışımızla, Tanrı’nın anlayışı çok farklıdır. Kalp kırıklığı dendiğinde aklımıza üzülmek, hüzün dolu karanlık düşünceler, hiç gülümsememek, hiç gülmemek, sürekli kendini eleştirmek ve sürekli itiraf edecek günahlar arayışında olmak geliyor. Bazılarıysa alçakgönüllülüğe dair yanlış anlayışlarından dolayı sürekli kendilerini küçük görme eğilimindedirler. Bazılarınınsa kalp kırığı dendiğinde, akıllarına hemen başlarından geçen ve onlara gözyaşı döktüren duygusal deneyimler gelir. Bu sabah ben size şunu söylemek istiyorum: kalp kırıklığı olmadan; gözyaşlarının olabileceği gibi, gözyaşları olmadan da; kalp kırıklığı yaşanabilir.

Kalp kırıklığıyla üzücü durumları bağdaştıran birçok insan vardır. Ama yine de sadece üzülmüş veya kalbiniz kırılmış ve aslında gerçek kalp kırıklığını hiç yaşamamış olabilirsiniz. Kalp kırıklığı bir his değildir. Bir duygu değildir. Bu bir seçenektir.

Benim isteğime göre gerçekleşir. Kalp kırıklığı bir kez yaşanan bir şey veya hayatımda karşılaştığım bir kriz durumu olmak zorunda değil, ama tabii bunlar da olabilir. Kalp kırıklığı daha çok devam eden bir yaşam stilidir. Tanrı’yla yüreğimin ve hayatımın asıl durumunu, yalnızca O’nun görebileceğine dair anlaşmaktır. Koşulsuz bir şekilde, tüm isteklerimi Tanrı’ya teslim ettiğim bir yaşam stilidir. “Evet, Rab. Benim istediğim değil, senin istediğin olsun.” Kalp kırıklığı, Kutsal Ruh’un ve Kutsal Yazılar'ın doğruluğuna, alçakgönüllülük ve itaatle karşılık verilen bir yaşam stilidir. Rab’bin doğruluğu sürekli olduğuna göre, benim kalp kırıklığım da sürekli olmalıdır.

Kutsal Yazılar'da kalbi kırık insanlarla ilgili çok güzel birkaç tasvir var. Bu tasvirlerde çoğunlukla kalbi kırık olmayanlarla olanlar karşılaştırılır. Örneğin aynı tahta oturan Eski Antlaşma'nın iki kralını düşünün. Birisi Tanrı’nın yüreğine karşı korkunç günahlar işledi. Zina yaptı. Yalan söyledi, günahını saklamak için adam öldürdü. Sonra da Tanrı’ya ve ülkesine karşı işlediği korkunç günahı onarmak için uzun bir süre yaşadı. Yine de Kutsal Yazılar'da Kral Davut’un Tanrı’nın gönlüne göre biri olduğu yazar.

Kral Davut’tan önce gelen Kral Saul ise, Kral Davut’un işlediği günahla karşılaştırıldığında çok daha küçük bir günah işlemişti. Saul’un tek günahı, tam olarak itaat etmemekti, ama günahına karşılık tüm krallığını kaybetti. Ailesi dağıldı. Neden bu kadar farklılardı?

İki kralın da günahı, peygamberler tarafından yüzlerine vurulmuştu. İki kral da ağızlarıyla, “Günah işledim.” dedi. Ama Kral Saul günahını itiraf ederken, başka insanları suçlayıp kendini savunmaya başladı, mazeretler uydurmaya başladı. “Günah işledim” dedikten sonra devamında, “Yalvarırım diğerlerine söyleme.” dedi.

Saul günahını örtbas etmeye çalışırken, Kral Davut günahını itiraf ettiğinde Tanrı’nın önünde yüz üstü kapandı. Kırılmış ve pişman yüreğinin kanıtı olarak şu an Kutsal Kitap'larımızda bulunan Mezmurlar bölümünü kaleme aldı ve tüm dünyaya ne kadar pişman olduğunu gösterdi.

Kalbi kırık bir insan, olup bitenleri kimin bilip bilmediğini umursamaz. Tanrı günahın doğası hakkında endişelenmiyordu. Tanrı, insanlar günahlarıyla yüzleşirken verecekleri tepki ve yüreklerinde neler olacağı hakkında endişeleniyordu.

Çıkış: Leslie: Nancy bizimle parçalanmışlığın gerçekten ne olduğunu paylaşmaya devam ediyor. “Alçakgönüllü insanlar” adlı programımızın devamını duymak için bir dahaki sefer bize tekrar katılın.

Giriş: Leslie: Parçalanmışlık düşüncesini çok da önemsemeyen insanlar var ve bence bunun nedeni “parçalanmışlık” konusunda bazı yanlış kanılara sahip olmamız. Göreceğiz üzere bizim parçalanmışlıktan anladığımız Tanrı’nın düşüncesiyle bir olmayabilir. “Alçakgünüllü İnsanlar” programı için Nancy tekrar bizimle

İncil'deki Luka bölümü bize, kalbi kırık bir insanla, gururlu bir insanın farkını çok iyi bir şekilde gösteriyor. Hatırlıyor musunuz, İsa bir hikâye anlatmıştı. Kutsal Yazılar der ki, İsa bu hikâyeyi kendilerini doğru olduğuna inanıp başkalarını küçük gören insanlara anlatmış.

Luka 18'de geçen bu hikâye, tapınağa dua etmeye gelen iki adamı anlatıyor. Dua etmeye giden adamlardan birisi Ferisiydi. Bu Ferisi adam dua ederken şöyle demiş: “Tanrım, tanıdığın diğer tüm günahkarlarla karşılaştırıldığımda, çok daha iyi bir durumda olduğum için şükrediyorum.”

Gururlu insanlar, kendilerini diğer insanlarla karşılaştırırlar. Ferisinin yanında gözlerini göğe bile kaldıramayan, horlanıp küçük görülen bir vergi görevlisi vardı. Tanrı’nın huzurundayken göğsünü döverek, “Tanrım ben günahkara merhamet et” diyordu. Suçu Tanrı’ya değil, kendine atıyordu.

Luka 7. bölümde Simun adlı bir Ferisi'nin, İsa’yı akşam yemeğine davet ettiğini görüyoruz. O zamanlar o şehirde günahkâr bir kadının yaşıyormuş. Herkes tarafından bilinirmiş. İsa’nın, Simun adlı Ferisi’nin evine akşam yemeğine geldiğini duyunca, elinde kaymaktaşından oyulma bir kap ve içinde güzel kokulu yağla davetsiz bir şekilde eve gelmiş. İçeri girer girmez, o an yemek yemekte olan İsa’nın ayaklarına kapanmış. “İsa’nın arkasında, ayaklarının dibinde durup...” (38. Ayet) Bu günahkar kadın her şeyi İsa’nın ayaklarının dibindeyken yaptı. “…Ayaklarının dibinde durup ağlayarak…” İnanıyorum ki bu kadın o eve tövbekâr bir yürekle, kırık bir kalple gitti. Gözyaşları İsa’nın ayağının üstüne damlamaya başlayınca, eğilip saçlarıyla düşen damlaları İsa’nın ayağından sildi. İsa’nın, bu kadının günahkâr yüreğini temizlediğinde yaşadığı affedilme duygusunun bir resmi.

Yüreğinde hissettiği özgürlük sonucunda, etrafında kimlerin olduğunu veya ne düşündüklerini umursamadan, O’na tapınmak ve O’na sevgisini göstermek için biraz daha eğilip İsa’nın ayaklarını öptü. Daha sonra kaymaktaşından oyulma kabı alıp güzel kokulu yağdan İsa’nın ayaklarına döktü, sanki odadaki diğer kişilerin farkında değilmiş gibi. Kadın için tek önemli olan kişi İsa’ydı, O’nun önünde, yüreğindekileri O’na açtı.

Simun adlı Ferisi gururlu bir adamdı ve tüm olanlar onu öfkelendi. Kendi kendine, “Bu adam peygamber olsaydı, kendisine dokunan bu kadının kim ve ne tür bir kadın olduğunu, günahkâr biri olduğunu anlardı.” dedi. (39. Ayet) İsa aslında yalnızca bu kadının nasıl bir kadın olduğunu değil, nasıl bir günahkâr olduğunu da biliyordu. İsa, sizin de hatırlayacağınız üzere, şöyle dedi: “Simun, sana söyleyeceğim bir şey var.” (40. Ayet)

''Simun, 'Buyur öğretmenim.' dedi. (40. Ayet) İsa daha sonrasında tefeciye borçlu iki adamın hikayesini anlattı. Birinin çok büyük miktarda borcu vardı, diğerininse daha az borcu vardı. İkisinin de borçlarını ödeyecek durumu yoktu, bu yüzden tefeci ikisinin de borcunu affetti. İsa Simun’a, 'Buna göre hangisi tefeciyi daha çok sever?' diye sordu. Simun, 'Sanırım, kendisine daha çok bağışlanan.' diye cevap verdi.

''İsa ona, 'Doğru söyledin.' dedi, ama anlamadığın bir şey var. Sonra kadına bakarak Simun’a şunları söyledi: Bu kadını görüyor musun? Ben senin evine geldim, ayaklarım için bana su vermedin [kültürel bir nezaket göstergesi]. Bu kadın ise ayaklarımı gözyaşlarıyla ıslatıp saçlarıyla sildi. Sen beni öpmedin [bir selamlaşma yolu], ama bu kadın eve girdiğimden beri ayaklarımı öpüp duruyor. Sen başıma zeytinyağı sürmedin, ama bu kadın ayaklarıma güzel kokulu yağ sürdü. Bu nedenle sana şunu söyleyeyim, kendisinin çok olan günahları bağışlanmıştır. Çok sevgi göstermesinin sebebi budur. Oysa kendisine az bağışlanan, az sever.' ” (41-47.ayetler)

Sizce Simun’un, sokaktaki bu kadından daha az mı günahı vardı? Bence öyle değildi. İkisi de günahkarlardı. Tek fark sokaktaki kadın ne olduğunu biliyordu, Simun ise kördü ve yüreğinde gurur vardı. Bu yüzden ne kadar günahkâr olduğunu ve tövbe etmesi gerektiğini göremiyordu.

Luka'daki sonuncu örneğimizi 15. bölümden okuyacağız. İsa üç hikâye anlatıyor. İlk önce kaybolan koyundan, sonra kaybolan paradan, en son olarak da kaybolan oğuldan bahsediyor. İki erkek kardeşin hikayesinde genç olan gururundan, inatçılığından ve isyankarlığından dolayı mirastan kendine düşen payı almak istedi. Küçük kardeş kendi payını alıp uzak bir ülkeye gitti ve tüm parasını orada harcadı. Ama elindeki paranın hepsini harcayınca, yokluk çekmeye başladı.

Bazen ihtiyaçlarımız bizi kalp kırıklığına ve tövbeye iter. İhtiyaç içinde çırpınan bu genç adamın, en sonunda kalbi kırıldı. Kalbi kırıldığında artık anladı. Kendine geldi. Gözleri açıldı ve kendi durumunun farkına vardı. “Kalkıp babamın yanına döneceğim.” dedi. Bu, tövbe ettiğini gösteren büyük bir adımdı. Kendi yolundan dönüp babasına yöneldi. “Babama diyeceğim, Tanrı’ya ve sana karşı günah işledim. Ben artık senin oğlun olarak anılmaya layık değilim. Beni işçilerinden biri gibi kabul et.” (bkz. 1-19. Ayetler) Babasına bunları söylemeyi planlıyordu, ama babası ona bu sözleri söyleme fırsatı bile vermedi.

Kalbi kırık ve alçakgönüllü kişinin tavrı böyle olmalıdır. Hikâyenin devamında sizin de bildiğiniz gibi, baba oğluna hoş geldin dedi ve ona sarıldı. Tanrı’nın yüreği de kalbi kırık olan günahkârlar için çarpar, onları büyük bir özlemle bekler.

Çıkış: Leslie: Nancy bizimle parçalanmışlığın gerçekten ne olduğunu paylaşmaya devam ediyor. “Alçakgönüllü insanlar” adlı programımızın devamını duymak için bir dahaki sefer bize tekrar katılın.

Giriş:Leslie: Parçalanmışlık düşüncesini çok da önemsemeyen insanlar var ve bence bunun nedeni “parçalanmışlık” konusunda bazı yanlış kanılara sahip olmamız. Göreceğiz üzere bizim parçalanmışlıktan anladığımız Tanrı’nın düşüncesiyle bir olmayabilir. Nancy “Alçakgönüllü İnsanlar” programını bitirmek üzere bir kez daha bizimle

Büyük kardeş de vardı hikâyede. Luka 15. bölüm 25. ayet, küçük kardeş eve döndüğünde, büyük kardeşin tarlada çalışmakta olduğunu söylüyor. İyi oğul oydu. Yapması gereken şeyi yapmakla meşguldü.

Tarlada sadık ve çalışkan olan oğul çalışıyordu. Evin yakınlarına geliyor, müzik çalındığını, danslar edildiğini duydu. Seslerin geldiği yere gidip neler olup bittiğini görmektense, bir hizmetçiye gidip “Neler oluyor?” diye sordu.

Hizmetçi ona olanları anlattı, ama doğruları değil. Gururlu ve kalpleri kırılmamış kişiler doğruları duymak istemez. Hizmetçi, “Tembel kardeşin geldi, baban da onun için bir parti düzenledi.” diye anlattı. “Kardeşini hatırlıyorsun değil mi, hani şu güçlü kuvvetli bir şekilde ayrılan. Geri geldi, ama eskisi gibi değil. Kalbi kırık. Artık alçakgönüllü, tövbe etmiş. Uzun zamandır adam gibi yemek de yememiş. Her şeyini kaybetmiş, kalbi kırık. Baban onu affetti, şimdi kutlama zamanı” diye anlatmaktansa, farklı bir şekilde anlattı.

Büyük oğlun ne kadar öfkelendiğini duyan baba partiden ayrıldı. Yahudi bir aileden öğrendiğime göre, baba gururlu, kalbi hiç kırılmamış büyük oğluyla ilgilenmek için partiden ayrıldığında, partinin durması gerekti. Günümüzde hizmetlerimizde, kiliselerimizde ve paydaşlıklarımızda da olan bu değil mi? Hiç kutlama yok; çünkü herkes gururlu, kalbi kırılmamış, sinirli, küsmüş kişilerle ilgilenmek zorunda.

Gördüğünüz gibi, aslında Tanrı bu konuda çok kırgın. Sodomlular, fahişeler, zina yapanlar, katiller veya kürtaj yapanlardan daha inatçı olmamız O'nu kırıyor. Bu insanlar en azından günaha esir olduklarını kabul ediyorlardı. Ama bizler, büyük kardeşler, saygıdeğer liderler, Ferisiler, hayatında her şeyi yolunda gidenler; yüreklerimizin asıl ihtiyacını tam olarak bilmiyoruz.

Yakın bir zamanda Tanrı’nın yüreğimde çalıştığını fark ettim. Birçok kez Tanrı’ya, “Rab'bim, kalp kırıklığı nedir, bana öğret, kalp kırıklığıyla nasıl yaşanır bana göster.” diye dua ettim. Gururlu, kalbi kırılmamış bir kişiliğe sahip olduğumuzu nerden anlarız? Rab’bin yüreğime koyduğu bazı noktaları paylaşmak istiyorum sizinle.

  • Gururlu insanlar başkalarının hatalarına odaklanır, kalbi kırık insanlarsa yalnızca kendi ruhsal ihtiyaçlarıyla ilgilenirler.
  • Gururlu insanlar kendini üstün görürler. Sürekli eleştirir, hata ararlar. Başkalarının hatalarına bir mikroskopla, kendi hatalarınaysa bir teleskopla bakarlar. Kalbi kırık insanlarsa merhametlidirler. Kendilerinin ne kadar bağışlandıklarını bildikleri için başkalarını da kolaylıkla bağışlayabilirler.
  • Gururlu insanların kendilerinin haklı olduğunu kanıtlamaları gerekir. Kalbi kırık insanlarsa haklı olanın haklı olduğunu kabul ederler ki doğru olan yapılsın.
  • Gururlu insanlar kendi zamanlarını, haklarını ve itibarlarını korurlar. Kalbi kırık insanlarsa her zaman kendi zamanlarından, haklarından ve itibarlarından fedakârlık ederler.
  • Gururlu insanlar başkalarının onlara hizmet etmesini isterler, kalbi kırıklarsa başkalarına hizmet etmek isterler.
  • Gururlu insanlar her zaman tanınmak ve saygı duyulmak isterler. Başkaları övüldüğünde ve kendileri spot ışığının altında olmadıklarında üzülürler. Kalbi kırık insanlar kendilerini çok da değerli görmezler. Tanrı’nın onları herhangi bir hizmette kullanabileceği fikriyle heyecanlanırlar. Başkaları övüldüğünde, onlar yüceltildiğinde sevinirler.
  • Gururlu inanlar her zaman, “bu hizmette çalışmam ve armağanlarımı bu hizmette kullanmam onlar için bir ayrıcalık.” diye düşünürler. Kalbi kırık insanlarsa, “Bu hizmette yer almaya layık değilim.” diye düşünürler. Bilirler ki İsa’nın onlara sunduğu hayattan başka, Tanrı’ya verebilecekleri bir şey yoktur.
  • Gururlu insanlar ne kadar çok şey bildikleri hakkında övünürler, kalbi kırık insanlarsa ne kadar öğrenmeleri gereken şey olduklarını bilir, bunu alçakgönüllülükle kabul ederler.
  • Gururlu insanlar hep kendilerini düşünürler, kalbi kırık insanlarsa kendilerini pek düşünmezler.
  • Gururlu insanlar başkalarını kolaylıkla suçlarlar. Kalbi kırık insanlarsa kişisel sorumluluklarını kabul ederler ve bir durumda hatalılarsa, hatalarını kolaylıkla itiraf edebilirler.
  • Gururlu insanlar başkaları onları eleştirdiğinde hemen kendilerini savunmaya başlarlar. Kalbi kırık insanlarsa başkalarının eleştirilerini alçakgönüllülükle kabul ederler.
  • Gururlu insanlar için saygıdeğer birisi olmak önemlidir. Başkalarının onlar hakkında ne düşündüğü hakkında hep endişelenirler ve kendi itibarlarını korumak için sürekli çalışırlar. Kalbi kırık insanlar için, “gerçek” olmak önemlidir. Onlar için önemli olan başkalarının ne düşündüğü değil, Tanrı’nın neler bildiğidir. İtibarları onlar için önemli değildir.
  • Gururlu insanlar günah işlediklerinde kimsenin ne yaptıklarını öğrenmediğinden emin olmak isterler. Hemen yaptıkları şeyin üstünü örtmek isterler, kalbi kırık insanlar içinse yaptıklarını kimin öğrendiği önemli değildir, çünkü kaybedecekleri hiçbir şey yoktur.
  • Gururlu insanlar için, “Hata yaptım. Beni affedebilir misin?” demek çok zordur. Kalbi kırık insanlarsa hatalarını kolaylıkla itiraf edebilir ve gerektiğinde de af dilerler. Gururlu insanlar günahlarını itiraf ederken çoğunluktan bahsederken, kalbi kırık insanlar Kutsal Ruh’a olan imanlarıyla daha özel konuları ele alabilir.
  • Gururlu insanlar günahlarının sonucu hakkında endişelenirken, kalbi kırıklar günahlarının kaynağını, sebebini düşünerek kederlenirler.
  • Gururlu insanlar günahlarından dolayı pişmandırlar, başkaları onları yakaladığı için üzülürler. Ama kalbi kırık insanlar günahları için gerçekten pişmandırlar, bunun kanıtı da işledikleri günahı tamamen terk etmelerinden görülür.
  • İlişkilerde bir yanlış anlaşılma veya bir tartışma çıktığında, gururlu insanlar diğer kişinin gelip özür dilemesini beklerken, kalbi kırık insanlar barışmak için ilk adımı atarlar. Çarmıha kadar yarışırlar. Karşılarındaki kişi haksız bile olsa, ilk önce kimin çarmıha gideceğine dair yarışırlar.
  • Gururlu insanlar kendi yüreklerinin durumunu bilmezler, kalbi kırıklar ise ışıkta yürürler.
  • Gururlu insanlar tövbe etmeleri gerektiğini düşünmezler, kalbi kırık insanlarsa sürekli tövbekâr bir yüreğe sahip olmaları gerektiğinin farkındadırlar.
  • Gururlu, kalbi kırılmamış insanlar dirilişe ihtiyaçları olduğunu düşünmezler, ama onlara göre başka herkesin dirilişe ihtiyacı vardır. Alçakgönüllü, kalbi kırık insanlarsa sürekli Tanrı’yla ilişkilerini yenilemeleri gerektiğinin, Kutsal Ruh’la yeniden dolmaları gerektiğinin farkındadırlar.

Çıkış: Leslie: Bu gururlu insanlar sıralamasını dinlerken sizi etkileyen noktalar oldu mu? Eğer olduysa bize yazın ve düşüncelerinizi aktarın. Gelecek serimize kadar Tanrı’nın bereketi sizinle olsun.

About the Speaker

Nancy DeMoss Wolgemuth

Nancy DeMoss Wolgemuth

Nancy DeMoss Wolgemuth has touched the lives of millions of women through Revive Our Hearts and the True Woman movement, calling them to heart revival and biblical womanhood. Her love …

Read More